14.12.09

Arıcılığın dünü ve bugünü

Arıcı Metin'in değerli izleyicileri sizlere iki haber sunacağım.
Birinci haber Anadolu'daki arıcılık tarihinin yeniden yazılmasını sağlayacak kadar önemli; ikinci haber ise Türk arıcılığının içler acısı durumunu ortaya koyuyor... Bu iki haberi okuduktan sonra yorum yapmak size ait...
Yolculuk dergisinin Aralık sayısında okuduğum haber, Halk Kültürü araştırmacısı Öznur Tanal'ın çalışmaları sonucu ortaya çıkıyor.. Gazeteci Yusuf Yavuz sayesinde haberdar oluyoruz; Öznur Tanal ve Gökhan Tan'ın fotoğrafları ile haber görüntüleniyor..
"Son Serenler Koruma Altında
Elmalı'ya 11 kilometre uzaklıktaki Büyüksöğle köyünde bulunan tarihi arı kovanları 'Serenler' koruma altına alınıyor. Lykia lahitlerine benzerliğiyle dikkat çeken ve yalnızca Antalya bölgesinde bulunan bu ilginç yapılar kültür mirası envanterine kazandırılarak yok olmaktan kurtarılacak.
İki yıl önce bölgede yaptığı çalışmayla Serenlerin tarihi, mimari ve kültürel özelliklerini belgeleyen Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Halk Kültürü Araştırmacısı Öznur Tanal, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na bir dilekçeyle başvurarak serenlerle ilgili yaptığı çalışmayı iletti.
Dilekçesinde tarihi ve kültürel özelliklerini aktardığı Serenlerin koruma altına alınmasını talep eden Tanal'ın başvurusunu dikkate alan kurul uzmanlarınca yerinde yapılan incelemenin ardından Serenlerin korunmasını öngören dosya kurula sunuldu. 28-29 Eylül 2009 tarihlerinde yapılan kurul toplantısına dosyayı inceleyen kurul üyeleri, Serenlerin tescil edilerek koruma altına alınmasına karar verdi.
Şimdilik iki Seren koruma altında
İlk aşamada Büyüksöğle köyündeki Avdancık mevkiinde bulunan iki adet Seren'in tescillenerek koruma altına alındığı bildirilirken, Korkuteli İmecik Susuzu ve Kumluca Dereköy'de bulunan Serenlerin de kısa zaman içinde tescillenerek korumaya alınacağı öğrenildi. Koruma altına alınan Serenlerin çevresinde 27 ila 30 metrelik koruma alanı oluşturuluyor.
Likya lahitlerine benzerliğiyle dikkat çeken ve sivil mimarinin şaşırtıcı örneklerinden biri olan Serenlerin tarihi 17. yüzyıla kadar uzanıyor. Elmalı'nın Büyüksöğle köyü dışında, Korkuteli İmecik Susuzu, Saklıkent Yazır Güzlesi, Kumluca Çakmak Yaylasıyla Göldağı eteklerinde ve Beydağlarındaki Ziyaret Tepesi eteklerinde son örnekleri bulunan Serenler, arılar için bir çeşit sığınak işlevi görüyor. Günümüzde artık kullanılmayan bu ilginç yapılar hakkında bilgi veren Halk Kültürü Araştırmacısı Öznur Tanal, şunları söyledi:
'Taş ve ardıç dilmeleriyle üç-dört metre yüksekliğinde ve iki metrekare genişliğinde dörtgen olarak örülen ana gövdenin iki metresinden sonrası yapının ardıç kalaslarla örtülü üst kısmına çıkılan bir odadır. Tamamı 6 metreyi bulan Serenler, arıları ve balı, başta ayı olmak üzere vahşi hayvanlardan ve kötü hava koşullarından korumak amacıyla yüksek yapılmıştır. Çatının sağında ve solunda ardıçtan oyulan boru şeklindeki karakovanlar sıralanır.'
Serenler lahitlerden farklı olarak kesme taş ve Anadolu insanının “Şah” diyerek kutsadığı efsane ağaç ardıçtan yapılır. Taş ve ardıç dilmeleri ile 3 - 4 metre yüksekliğinde ve 2 m2 genişliğinde dörtgen örülen ana gövdenin bitiminde yapı ardıç kalaslarla örtülür. Onların üstüne yine içi oyularak boru şekli verilmiş ardıç kütüklerden yapılmış kovanların üst üste yığılarak kubbe biçimli çatı oluşturulması suretiyle tamamlanır.
Suyun, çiçeğin, arının ve yaşamın bol olduğu zamanlarda burada güze kadar toplanan ballar petekleriyle birlikte kesilip kaplara doldurulur, karşılarına çıkan insanlara ekmeklere çala çala ya da kaplarına doldurup dağıta dağıta köye gelinirmiş.
Şimdi eteklerinde özgür yılkı atlarının estiği serenlerin kiminin çatısı uçmuş, kimi tam tekmil ayakta ama susuz kuyular gibi birer hayalet durumundalar çünkü arıları gitmiş, balı bitmiş. Buna paralel olarak paylaşım, vefa, koruma ve şifa da.
Arıcı Metin'in değerli izleyicileri; ikinci haberimiz de Zaman Gazetesi'nden.. 3 Kasım tarihli bu haberi biraz kısaltarak size aktaracağım;
"Dikkat, sahte bal artıyor
Türkiye'nin birçok bölgesinden Muğla'ya çam balı üretimi yapmak için gelen yaklaşık 4 bin arıcının birçoğu, ballarını satamadı.
Memleketlerine dönemeyen üreticiler, elektriksiz ve susuz çadırlarda mücadele veriyor. Sahte balların piyasayı altüst ettiğini vurgulayan balcılar, yetiştirici birliklerinin hiçbir çalışma yapmadığını öne sürüyor.
Adana Kozan'dan Milas ilçesi Pınar köyüne gelen 49 yaşındaki Güngör Can; "110 teneke mahsulüm elimde kaldı. İki aydır buradayız, beş kuruş paramız yok. Yetkililere sesleniyorum, sahte ballara çözüm bulsunlar. 225 lira olan balın tenekesi, şimdi 2 ay vadeli 100 lira. Buraya 2 bin liraya geldim, 2 bin lira da geri gitmek için nakliye vereceğim, 750 lira da yer parası ödedim. Memleketime dönecek param kalmadı."
Sivas'tan bir ay önce bin 300 kovan arısıyla gelen Taki Aktürk (50); "Bir teneke bal 27 kg ve 80-90 lira istiyorlar. 9-10 firma, arıcıların üzerinde oyun oynuyor. Bunlara da üst birlik ve birlikler yardımcı oluyor, bizi peşkeş çekiyorlar." diye konuştu. Sağlık ile Tarım bakanlıklarından izinli sahte balların piyasada bal şurubu olarak satıldığını iddia eden Aktürk, "Bu ürünler glikozdan başka bir şey değil. Bütün otellerde de satılıyor. Birlikler bunlara göz yumuyor." şeklinde dert yandı.
Eski Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Mustafa Sarıoğlu Marmaris'teki bir turizm tesisinden aldığı sahte balı göstererek, "İşte size sahte bal. Siz yok diyorsunuz, ben buldum." dedi. Sarıoğlu'na göre, Marmaris'te turistlere gerçek bal yediren sadece iki tesis var. Marmaris ve Antalya'daki turizm konaklama tesislerinin yüzde 98'i, tağşişli (karışım) ürünler tarafından işgal edilmiş vaziyette. Anadolu'da çarşı ve pazarların tağşişli ürünlere teslim olduğunu öne süren Sarıoğlu, "Arıcıların ballarını satamamasının birinci sebebi, 25 bin tonu aşan tağşiş ve taklit ürünlerdir. Geçmişte yakalanan tağşişli ve sahte ballar, hâlâ yediemin depolarındadır. Bunların imha edilmediğini gören Avrupalı tüccarların Türkiye'den bal alması düşünülemez." şeklinde konuştu.
Evet değerli izleyiciler, birinci haberimiz Arıcılık tarihinin yeniden yazılmasını sağlayacak kadar önemli... Osmanlı döneminde Kastamonu'da yapılan "Balkapanı hanı" fotoğrafını daha önce yayınlamıştık... Şimdi de tarihi 17'nci yüzyıla uzanan Serenlerin fotoğrafları ortaya çıktı.. Ama ne yazık ki serenlerin bulunduğu bölgeye gelen turistler doğal, hakiki balı değil de sahte balı yiyerek ülkelerine dönüyorlar.... Bu açıdan baktığımızda ikinci haber de arıcılarımızın içinde bulunduğu zor durumu ve vatandaşın niçin bal tüketmediğini anlatacak kadar önemli... Avrupada kişi başına bal tüketimi ortalama üç kilogram iken Türkiye'de 300 grama düşmesinin tek nedeni her halde ekonomik sıkıntılar değil..
Arıcı birlikleri görev başına... Bir yandan bulunduğumuz bölgelerde kendi tarihimize sahip çıkalım; bir yandan da mevcut arıcılarımızın sorunlarına çare bulmaya ve doğal olarak vatandaşların gerçek arıcılarla buluşup hakiki bala ulaşmalarını sağlamaya çalışalım...

9.12.09

Bahçede yılın son çalışması

İki gündür hava güzel gidince hemen bahçeye koşturduk. Arıları kışa hazırlamıştık ama bahçenin kışa hazırlanması işlemini tamamlamamıştık. Kışa girmeden önce ağaçlara bordo bulamacı uygulanması gerekiyordu ama bu uygulama için ağaç yapraklarının tamamen dökülmesini bekliyorduk...
Meteorolojinin hafta sonuna soğuk ve yağışlı havanın geleceği, yüksek kesimlerde yağışların kar olarak görüleceği uyarısı üzerine bordo bulamacı için yaprakların tamamının dökülmesini beklemekten vazgeçtik ve ilaçlama işine karar verdik...
Kararımızın doğru olduğu bahçeye varınca belli oldu.. Güneş görmeyen yerlerdeki su birikintileri donmuş vaziyetteydi..
Hemen tulumu üzerimize çekip ilacı hazırladık. Eldiven, şapka gözlük ve maskenin takılmasının ardından ilaca başladık... Fazla sürmedi ama bayağı yorulduk. Ne de olsa hareketsizlikten hamlamışız... (Bahara şarjlı ilaç pompası almaya karar verdik bile)
Bordo bulamacı, arılarımız için zararlı ama havanın soğukluğu nedeniyle arılar dışarıya çıkmadığı için bir sorun yaşamadık.
İş bitip etrafa bakınca bir komşumuzun daha bölgeye geldiğini gördük. Müstecip bey ve eşi fidan çukuru hazırlamaya gelmişler. Bekçimiz Meftun da kendilerine yardımcı oluyordu... Biraz sohbetin ardından dönüş yoluna koyulduk..
Darısı bahçe işlerini tamamlamayan komşularımızın başına...

3.12.09

Akasya Ormanı

Arıcı arkadaşlar, geçtiğimiz aylarda çıkan bir haberi hatırlayacaksınız...

Afyonkarahisar Orman İşletme Müdürlüğü, Şuhut İlçesinin Ağzıkara Köyünde 750 dönümlük sahaya Akasya Ormanı kurarak arı yetiştiriciliği yapacak..
Ağzıkara Barajı etrafında oluşturulacak akasya ormanlığına 8 bin adet arı kovanı bırakılacak ve yılda yaklaşık 37 ton bal elde edilecek...
Afyonkarahisar Orman İşletme Müdürü Zekeriya Mere, proje maliyetinin 250 bin lira olduğunu ve projenin bir yılda kendini amorti edeceğini söylüyor.
Hacettepe Üniversitesi ve Türkiye Arı Yetiştiricileri Birliği’nden gelen uzmanlar Ağzıkara göletinin bulunduğu bölgede incelemelerde bulundular. Uzmanların ortak görüşü ise bölgenin arıcılık için son derece elverişli olduğu yönünde.
Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kardiye Sorgun, projenin Türkiye’ye örnek teşkil edecek bir proje olduğunu belirterek, “Bölge orman haline getirilecek ve daha sonra burada pilot arılıklar kurulacak. Böylece bu doğa parçası hem orman olarak hem de arıcılık ürünleri için değerlendirilecek. Bölge arıcılık için uygun görünüyor” dedi.
Sorgun; "Biz de Türkiye Arıcılar Birliği, Çevre ve Orman Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Arıcılık Merkezi ile protokol imzalayacağız ve böyle ormanları oluşturmaya başlayacağız. Bunun ülke ekonomisine ve geleceği için gerçekten çok büyük önemi var. Geç kalınmış bir projeydi ama emek verenlerin düşüncelerine sağlık demek istiyorum” diye konuştu.
Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Bahri Yılmaz ise arıcılık ormanı ile ilgili olarak Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ile daha önceden bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve Eroğlu’nun kendilerine yardımcı olduğunu ifade ederek, “Bizim Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu’ndan Birlik olarak arıcılık ormanı ile ilgili bir talebimiz vardı. Bu konuda kendisinin ve ekibinin yaklaşımı çok yapıcıydı. İlk defa Türkiye’de dünyadaki örneklerine eş bir arıcılık ormanı kurulacak. Biz bu konuda Sayın Eroğlu’na teşekkür ediyoruz” dedi. Yılmaz, “Hele biz oraya akasya gibi bal verimi yüksek bitkileri de diktiğimizde tahmin edilen 37 ton bile az olacaktır. Daha üstünde bir üretim kesinlikle olacaktır. Çünkü Macaristan’da bir dönüm akasyadan 150 kilogram bal elde ediyor. Ne pamuktan ne de başka bir tarım çeşidinde bunu elde edemiyorsunuz. Akasya bunun yanında erozyonu önlüyor." şeklinde konuştu.


Gerçekten ilk mi?
İnternetten kısa bir araştırma yaptığımızda Trakya Başmüfettişliği görevini ifa eden Kazım Dirik'in adı ile karşılaştık.
Atatürk ile Samsun'a çıkan Kazım Dirik hizmetlerinden dolayı Generalliğe yükseltiliyor, valilik ve Trakya Başmüfettişliği görevlerinde bulunuyor.
Kazım Dirik alanına giren il ve ilçelerin altyapı hizmetlerinin kısa zamanda karşılanması için yoğun çaba gösteriyor. Köylünün gelirinin arttırılması için bölgede (özellikle Pehlivanköy'de) arıcılık, ipek böcekçiliği, meyvacılık ve hayvancılığa özel önem veriyor ve bu iş için de akasya ormanı kuruyor.
İşin ilginç yanı Kazım Dirik de Macar Mühendislerden yararlanıyordu...
İş buraya gelince biz de rahmetli Adnan Kahveci'nin bu konudaki bir çalışmasını hatırlatacağız.. Merhum Kahveci, arıcılar için akasya ormanları kurulması konusunda araştırmalarda bulunuyordu. O tarihte, Macaristan'ın Ankara Büyükelçisi rahmetli Adnan Kahveci'ye 5 cins akasya tohumu hediye eder.. Zamanın gazetelerinde de yer alan habere göre Kahveci de bu tohumları ormancılara teslim eder. (Bu konuyu özellikle hatırlatmak istedik. Çünkü: Çiçek açma tarihleri farklı farklı akasya çeşitleri var ve akasya ormanı oluşturulurken tek çeşit değil karma yapılırsa çiçeklenme dönemi uzar ve arıların nektara alım dönemi uzamış olur) Ancak Adnan Kahveci, düşüncesini hayata geçiremeden hayatını kaybettiği için Türkiye olarak biz de zaman kaybetmiş olduk.
Bu arada Muğla Yatağan'da gerçekleştirilen bir çalışmayı da hatırlatmak isteriz.
Muğla, Devrim Gazetesi'nde Cem Kaytan'ın "Külden cennete:Akasyalarla gelen güzellik" haberi;
Muğla’da Yatağan Termik Santrali’nin çevresi göz kamaştıran bir güzelliğe büründü. Yılda 4 milyon ton kömürün yakıldığı, Türkiye’nin enerji ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan santralin küllerinin depolandığı arazide 1991 yılında çalışmalar başlatıldı. Santral bacasından çıkan zehirli gazların, çevredeki kızılçam ormanlarını kurutması, iğne yapraklı ağaçlarda büyük tahribat yapıldığının ortaya çıkması üzerine, Türkiye Kömür İşletmeleri, TEAŞ ve Muğla Orman Bölge Müdürlüğü’nce Yatağan Termik Santrali’nin kül dağlarına dikilen 800 bin akasya çevreyi ağaç denizine çevirdi.
Büyüyen akasya ağaçlarının (Robina Pseudo Acacia) her birinin boyu 45 metreye ulaştı. 350 hektar sahadaki akasya ormanı, santral çevresini güzelleştirip, hayalet tesis olmaktan kurtardı. Topraktaki gaz zararını ve erozyonu önlemek amacıyla dikilen ağaçlar yöre ekonomisi için de umut oldu.
Ağaçların 20 yıl sonra mobilya ve kağıt sektöründe kullanılacağını belirten Orman Bölge Müdürü Cavit TIĞ, “Örnek çalışmasıyla, arıcılıkla uğraşanlara geçim alanı, canlılar için uygun doğal ortam yaratıldı. Arazi azot yönünden zenginleştirildi, verimi yeniden sağlandı” dedi.
Evet arıcı Metin'in değerli izleyicileri Afyonkarahisar Şuhut'taki ilk değilmiş!
Yani biraz unutkanız! Fakat ondan da öte biraz tembeliz, illa birinin gelip bize öncülük etmesini yol göstermesini ve bir şeyler yaptırmasını bekliyoruz..
Geçtiğimiz yıl Gölbaşı'nda İhsan Say hoca, arıcılık kursunda kursiyerlere akasya fidanı dağıtmıştı. Kurs bu yıl da düzenleniyor. İnanıyorum ki İhsan hoca bu yıl da kursiyerlere fidan dağıtacak...

Binlerce, onbinlerce arıcıyız. Her birimiz kendi bölgemize ya da gittiğimiz bölgelere dikeceğimiz fidanlarla hem ülkemizin yeşillenmesine hem de arılarımızın daha çok çiçeğe ulaşmasını sağlayabiliriz...

26.11.09

Bayramınız kutlu olsun

Arıcı olan olmayan tüm arkadaşların, tanıdıkların, sevenlerin-sevmeyenlerin kurban bayramını kutlar, bayramın; ülkemize ve tüm İslam alemine hayırlara vesile olmasını dileriz.
Arıcı Metin
Arıcı Metin'in değerli izleyicileri bu bayram vesilesiyle sizlere duyurmak istediğim bir yardım kuruluşu var. Kendilerini tanımam. Ancak bir marketten alışveriş yaparken broşürlerini gördüm. "Zeytindalı" adlı bir yardım kuruluşu. Ankara'daki ihtiyaç sahiplerini belirlemiş, birer kod numarası vererek hangi semtte oturduklarını ve ne tür bir yardıma ihtiyaç olduğunu duyuruyor.
Bilirsiniz, bir çoğumuzun aklından geçer... "Yardım yapalım ama gerçek ihtiyaç sahibini nasıl bulalım?" deriz. Bir tarihte (1978-1980) sadaka vermeye niyetlendiğim dilencinin Siteler Yıldız mahallesinde 5 katlı apartman sahibini duyduğumda şok olduğum gibi; dilenciliği meslek haline getirenlerden çekiniriz.
Zeytindalı adlı yardım kuruluşu Ankara'da yardıma ihtiyaç duyan yüzlerce gerçek ihtiyaç sahibini bir araya getirmiş... Artık sıra sizde. Kestiğiniz kurbandan mı verirsiniz, ihtiyaç sahiplerinin başka ihtiyaçlarını mı giderirsiniz o sizin hayırseverliğinize kalmış...
www.zeytindali.org.tr
Hoşça kalın, sevgiyle kalın..

21.11.09

Arıcılara Destek (!)

Arıcılar bu yıl da beklediği desteği bulamıyor!
Bu girişi niçin yaptım biliyor musunuz? Hafta başında Atila bizi aradı...
Bir arıcı arkadaşımız, arıcılara kovan başına 50 dolar destek verileceğini duymuş. Gazeteci olarak bizim haberimiz olup olmadığını sordu..
Onlara cevabım; 2010 bütçesinin mecliste bulunduğunu ve 2009 destekleme birim miktarları ile 2010 yılında tarımsal desteklemeye ayrılacak rakamların belirlendiği oldu.
Basında da yer alan haberlere göre; 2009 yılında arıcılara kovan başına 6 lira destek verilecek. Yine aynı habere göre, gen kaynaklarının korunması kapsamındaki arılar için de kovan başına ayrıca 10 lira ödenecek.
Bu arada Ankara Gölbaşı'ndaki gibi sele kapılan ya da zarar gören kovanlara tazminat ödenmesine ilişkin bir haber de yok...
2010 yılı için de desteklerde çok farklı bir uygulama beklemeyin. Bu yıl GAP Eylem Planı Kırsal Kalkınma ve Hayvancılık Destekleri dahil 4 milyar 582 milyon lira olarak gerçekleşmesi öngörülen tarımsal destekleme bütçesi, gelecek yıl 1 milyar 131 milyon lira artışla yaklaşık 5 milyar 700 milyon liraya çıkacak.
Hatırlarsanız, çiftçiye 2004 yılında 3 milyar 84 milyon lira, 2005 yılında 3 milyar 708 milyon lira, 2006 yılında 4 milyar 747 milyon lira, 2007 yılında 5 milyar 555 milyon lira, 2008 yılında 5 milyar 809 milyon lira destek verilmişti.
Benim arıcı arkadaşlara tavsiyem, destek sözlerine umut bağlamamak, kovanları sigorta ettirme yollarını araştırmak...
Hoşça kalın, sevgiyle kalın...

19.11.09

Yapay Tatlandırıcılar

Arıcı Metin'in değerli izleyicileri, geçtiğimiz haftaki yazıda, rahmetli babamızın fırınında baklava imal edilirken pancar şekeri kullanıldığını, şimdi ise şekerin yerini yapay tatlandırıcıların aldığını anlatıp bu konuyla ilgili araştırmalara ayrıntılı şekilde yer vereceğimizi söylemiştik.

Türkiye'de pancar üretimi azalırken, şeker üretimindeki artışın nedeni, yapay tatlandırıcıların ithalatındaki hızlı artıştır.
Bir tepsi baklavada iki buçuk kilogram şeker yerine 50 kuruşluk aspartam kullanırsanız ne olur?Baklavanın maliyeti düşer, kilosu 5 liradan baklava alırsınız ve yapay tatlandırıcıyı da afiyetle yemiş olursunuz! Hatta bir de "Bak bu baklava güzelmiş, şekerlenmedi!" diyebilirsiniz... (Yapay tatlandıcıların şekere oranla ne kadar tatlı olduklarına ilişkin kıyaslama tablosu yazının sonunda yer alıyor)
Şimdi Kurban Bayramı geliyor. Evinize bayramlık şeker, baklava ya da değişik tür tatlılar pastalar alacaksınız...
Alacağınız bu ürünlerde yapay tatlandırıcı kullanılıp kullanılmadığını nasıl bileceksiniz?
Tabii ki aldığınız ürünün içindekiler bölümünü okuyarak.... 4-5 puntoluk minicik yazılarda gizlenmiş bilgiler var...
Bunların bazılarına Türk Gıda Kodeksi izin veriyor: Türk Gıda Kodeksinin izin verdiği alanlar; Aromalı içecekler, süt, meyve suyu, tatlı, çerezler, şekerlemeler, boğaz pastilleri, kakao, kuru meyve, sakız, dondurma, soslar, hardal, çorba, reçel, jöle, marmelat, meyve konservesi, balık, kahvaltılık tahıllar, fırıncılık ürünleri, kilo verme amaçlı gıdalar, diyet gıdalar, gıda takviyeleri, biralar vb....
Türk Gıda Kodeksine göre; 1 kg baklavada en çok 1 gr aspartam kullanılabilir... Pekii siz marketlerden, tatlıcılardan baklava alırken etiketinde ne kadar yapay tatlandırıcı kullanıldığına ilişkin bir bilgi hatırlıyor musunuz?
Markete gidiyorsunuz meyve suyu almak istiyorsunuz. Market rafında kocaman "%100 meyve suyu" veya "Seker ilavesiz" yazılı bir meyve suyunun içindekiler bölümünü inceleyin. Büyük çoğunluğunda "glikoz" ya da "fruktoz" ilave edilmiş olduğunu göreceksiniz.
Yine aynı markette, ketçaplar bölümüne gidin, üzerinde 18 puntoluk harflerle katkısız yazılı bir ketçabın üzerinde minicik harflerle "modifiye mısır nişastası" ve "glikoz" ilave edildiğini göreceksiniz.
Çay, sağlıklı bir ürün ancak bunu tatlandırıcı ile kullandığınızda zarar görmeniz kuvvetle muhtemel.
Evinize, çocuklarınıza almış olduğunuz kolalı içecekler, gazozlar, sakız, bisküvi ve gofretlerdeki aspartamın yüzde 10 oranında metanol (metil alkol-kimyasal alkol) içerdiği ve metanolün de bağırsaklarda formaldehit'e (kansorejen bir madde) dönüştüğü iddiasına ne dersiniz?
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer, bazı diyetisyenlerin "un, şeker, tuz denilen üç beyazdan uzak durun" çağrısında bulunduğuna dikkati çekerek bu üç temel gıda maddesinin aşırı tüketiminin zararlı olduğunu hatırlatıyor.
Bu arada doktorlar, sağlıklı yaşamak isteyen insanları, her türlü yapay tatlandırıcıdan hatta tatlandırılmış gıdalardan uzak durmaya çağırıyor.
Evet sevgili izleyiciler. Yapay tatlandırıcılardan kurtulmanın en iyi yolu; doğal ürünlere dönüş. Kolalar ve şekerli meşrubatlar yerine kendi limonatamızı, şerbetimizi yapabiliriz; hazır meyve suları yerine kendi sıkacağımız meyve sularını içebiliriz. Hazır tatlılar alacağımız yere kendi yapacağımız tatlıları tüketebiliriz.
Düşünebiliyor musunuz bal üretiminde dünyanın önde gelen ilk 5 ülkesinden biriyiz ve buna rağmen yapay tatlandırıcılara esir düşmek üzereyiz.. Gelişmiş ülkelerde kişi başına bal tüketimi 2-3 kilogram iken Türkiye'de bu yaklaşık 300-400 gram...
Yani bal ve pekmez üretiminin değerlendirilmesiyle bile yapay tatlandırıcıdan kultulmak mümkün ve biz bu imkanı değerlendiremiyoruz...
Burada biz bal üreticilerine de görev düşüyor! Tüketici bilinçlenerek glikozdan üretilme yapay ballardan, bal şuruplarından uzak durmaya çalışacak, arıcılar da bu tür sahte bal üreticilerini kendi aralarında barındırmayacak ve vatandaşın hakiki bala kavuşmasına yardımcı olmaya çalışacak...
Yapay tatlandırıcıların şekerle kıyaslanması;
Siklamat (E 952) = Şekerden 45 kat daha tatlı.
Aspartam (E 951) = Şekerden 200 kat daha tatlı.
Asesülfam-K (E 950) = Şekerden 200 kat daha tatlı.
Sakarin (E 954) = Şekerden 300 kat daha tatlı.
Sukraloz (E 955) = Şekerden 600 kat daha tatlı.
Taumatin (E 967) = Şekerden 2.500 kat daha tatlı.
Neotam= Şekerden 13.000 kat daha tatlı.

6.11.09

GDO'lar tüketiciyi kuşatıyor....

Arıcı Metin'in değerli izleyicileri; toplumlar değerlendirilirken, “Bileşik kaplar teorisi” sık sık hatırlatılır...
Bu teoriye göre: Toplumun bir kesimi diğerinden pek farklı değildir. Çünkü bir toplum iyi ise toplumun tüm kesimleri iyidir. Toplumda bozulma varsa, bu bozulmadan toplumun tüm kesimleri aynı oranda etkilenir.
Bu anlattıklarımızın nedeni; bilinçli arıcıların kaliteli bal üretebilmeleri için kaliteli ürün isteyen bilinçli tüketicilere ihtiyacının olmasındandır.

Bugün arıcıların en büyük sorunu; bal üretmek değil, ürettikleri balı satabilmektir. Kendi hesabımıza satışla ilgili bir sorunumuz yok ama konuştuğumuz arıcıların en büyük bölümü ürettiği balı hakettiği fiyattan satamamaktan şikayet etmektedir.
Olayın tüketici cephesine baktığımız zaman, tüketici de aldığı balın hakiki olup olmadığından şüphe etmektedir. 5 Kasım tarihli bir haber de tüketicinin bu endişesini doğrulamaktadır. Milliyet gazetesinde yer alan haberde; “Balın da genetiği değiştirilmiş” denilmektedir.
Habere göre; Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Başkanı Ahmet Atalık, Piyasadaya sürülen merdiven altı ballarda genetiği değiştirilmiş mısırdan üretilen nişasta bazlı şekerlerin kullanıldığını ve piyasaya bal olarak sürülen bu üretimlerle vatandaşların ciddi derecede GDO'ya maruz kaldıklarını söylüyor. Habere ilişkin linki de sizlere aktaralım:
Aslında bu bizim geçtiğimiz haftalarda gündeme getirdiğimiz Glikoz konusuyla da yakından ilgili. Çünkü merdiven altı üreticiler, Glikoza bal esansı katıp sahte bal üretirken bazı arıcılar da bal üretimini arttırabilmek amacıyla arılara bol miktarda şeker veya glikoz verebilmektedirler....
Tüketicilerimizin burada bir konuyu iyi bilmeleri gerekiyor. Bazı vatandaşlar; “Aldığım bal sahteymiş, şekerlendi!” diyorlar ve en büyük yanlışa düşüyorlar. Çünkü: Hakiki bal kriztalize olur. Kimisi iki ayda, kimisi iki yılda....
Geçmişte (rahmetli) babamızın fırınında baklava imal edilirdi. O zamandan iyi hatırlarız..
Baklava iki gün bekleyince şekerlenirdi. Şimdi öyle bir şey görüyor musunuz? Göremezsiniz çünkü artık baklavacılar, pastacılar uzun zamandır şeker yerine glikoz kullanıyor..
Kimyasal tatlandırıların ithalatındaki artış da bunu açıkça gösteriyor... 2000 yılında (28 bin 500 ton şekere eşdeğer) 162 ton tatlandırıcı ithal edilirken 2008 yılında Temmuz ayına kadar 2 bin 190 ton kimyasal tatlandırıcı ithal edildi. Bu 250 bin ton şekere eşdeğer bir rakamdır...
Tükecide bağımlılık yaratan bu kimyasal tatlandırıcılarla ilgili bir araştırmaya ileride daha ayrıntılı bir biçimde yer vereceğiz. Ancak şimdilik şu kadarını söyleyelim;
Yapay tatlandırıcılarla kuşatılan tüketicilerin rahat nefes alabilecekleri tek alan; doğal bal üretimidir. Ancak “ucuz fiyata bal alacağım!” düşüncesiyle sahte bal imalatcılarına fırsat verilmesi doğal bal üreticilerini zor duruma düşürmekte olduğu gerçeğini de unutmayın.